Aşka Dair

Tam olarak hatırlamıyorum ama,
Saat pazar, günlerden sabahın altısı, aylardan yaz, iklimlerden Ağustos’tu sanırım.
Ben kalkmış sana birşeyler hazırlıyordum.
Önce bir bardak sevgi, koca bir tabak aşk, ardından en sevdiğin hayaller, sevinçlerin, üzüntülerin…
Hepsini masanın üzerine koydum.
He unutmadan birde kokunu.
Ve bunları karıştırmak için bir kaleme ihtiyaç duyacağımı biliyorum.
Korkma diğerleri gibi olmayacak bu.
Annem babama nasıl yaptıysa, tek tek anlattı.

Biliyorum sen şu an uyuyorsun, muhtemelen üzerin yarı açık, kolların dört duvar arasına sıkıştırdığın koca bir yalnızlığı avuçlamış.
Yüzündeyse belli belirsiz bir tebessüm.
Eminim şu an bebekleri de kıskandırıyorsundur.
Bacaklarını nereye koyacağını şaşırmışsındır.
Alnında biriken bir kaç damla ter büyük ihtimalle yastığına akacaktır birazdan.
Hiç görmedim ama biliyor musun bu halini çok seviyorum.
Şey birde, umarım annen hala seni o denli öpmüyordur.
Yok canım, sonuçta eşşek kadar adam oldun.
Koca Adam,
Biliyormusun ben bu haline bayılıyorum.
Baksana ellerin büyük, hedeflerin büyük, hayallerin büyük.
On sene öncesine kadar kocaman kırmızı bir bisiklet olduğunu, şimdiyse kırmızı elbiseli bir kız çocuğu olduğunu söylüyorsun.
Hatta geçenlerde küçük kız kardeşinin sana abi değilde, baba dediğini düşünsene “evet evet,çocuğum olsun istiyorum!” dediğini bile hatırlıyorum.
İlahi sen…
Böyle gülmeyi nasıl beceriyorsun?
Herşeye rağmen tutarsızca, inadına. Hele bir hoyratça esişin varki ne yalan söyleyeyim beni benden alıyorsun.
Şimdi ben sana korkmuyorum desem yalan olur. En nefret ettiğin şeyin yalan olduğunu da biliyorum ama senirlenince çok tatlı oluyorsun.
Anında kızarıyorsun, alnında beliren iki çizik, gözlerinin kan çanağı olması falan çok korkutucu oluyorsun. Arada bende senin gibi olmaya çalışıyorum.
Beceremiyorum.
Mesela, kaşlarını nasıl öyle çatıyorsun?
Yaklaşanı yakarım dercesine!
Sen merak etme gözlerin zaten yangın yeri.
Hele birde şiir okurken kendini kaybedişin, sığınağın bir saçak altı değilde bir gemi oluyor genelde, nereden geldiği beli olmayan.
Sesine uyku kaçmış bir kaptanın gemisine sığınıyorsun. Birde o çok sevdiğin şairin dizelerini okurken,
Aşka,
Rüzgara,
Ayrılığa,
Zamana, öyle bir eyvAllah deyişin var ki, kimse görmesin öyle seni..
Biliyormusun böyle çok yakışıklı oluyorsun.
Üzerine o aşık adam kıyafetini giyip, seni seviyorum’ları diline takıyorsun ya, vallahi insana ezberlediğini unutturuyorsun.
Sanki avuç içlerimden ağlıyorum yanındayken, ağzımdaysa saçma sapan onca cümle.
Hatırlıyormusun, ilk buluşmamızda bir yazardan bahsediyorduk ben ballandıra ballandıra saçmalamıştım, sonrada yazarın ismini yanlış söylemiştim.
Ne gülmüştün ama. O an yerin dibi müsaitse giresim gelmişti.
Sonra, çok sigara içerdin mesela ardı arkası kesilmezdi.
“içme!” derdim, sen inatla hemde gözlerimin içine baka baka birtane daha yakardın.
Sinirlenirdim.
Sense amacına ulaşmış gibi sinsice gülerdin.
İnsanlık hali bu ya unuturdum, beni sinirlendirmeyi çok sevdiğini.
Ve o hazzı hiçbirşeyin vermediğini.
Ne zaman bırak artık şunu desem bahanende hazırdı;
“Azalttım bak, artık günde bir iki tane” der yine beni kandırmayı becerirdin.
Susardın…
Bense konuştuklarından çok sustuklarını duyardım. Aşka dair birşeyler söylerdim, susuşlarına bir yenisini eklerdin her seferinde.
“Sustuklarımı duy, kalp atışlarımı dinle” derdin.
Ve kimse bilmezdi o güne kadar duyduğum en güzel sesin onun omuzlarıma yaslandığında duyulan kalp atışların olduğunu.
Ardından kokunu duyardım, tarifi imkansız birşeydi. Sarılır sarılır koklardım.
Kokunun verdiği sarhoşluktan olacak ki,
“Allah’ım sen affet.” diye mırıldanırdım.
Hemen duyar “efendim,anlamadım” derdin ama beni en iyi sen anlardın.
Her defasında içimden,
“Alkol kullanmam evet,
Ama sarhoş oldum.
Hemde onun kokusuyla
Sen affet Allah’ım derdim.”
Sen duyardın. Ben susardım bu kez.
Bir keresinde arkadaşın elini omuzuna atmıştıda ne çok kıskanmıştım. Süt dökmüş kedi gibi bütün gün gıkımı çıkartmamıştım.
Sende “biliyormusun böyle çok güzel oluyorsun” demiştin.
İşte o cümleyi duyabilmek için elimden gelse şehirdeki tüm sütleri dökebilirdim.
Şimdi sana hiç kimseye söyleyemediğim, küçükken yaptığım o büyük sırrımı söyleyeceğim.
Galiba utanıyorum biraz.
Küçükken annem ne zaman biryere gidecek olsa “karnım çok ağrıyor” deyip onu bi şekilde gitmekten vazgeçirirdim.
Hani sen şimdi gidiyorsun ya,
Şey benim biraz karnım ağırıyor sevgilim…

Tuba Gündoğan

Benzer Yazılar
Cevap Bırakın

Yorum ( 2 )
  1. Nurçin
    31 Ağustos 2011 - 16:57
    Cevapla
    • Usluer Yazar
      1 Eylül 2011 - 00:45
      Cevapla