Ben aşkı pırıltılı bir çehre sanarken…

Sizlere bu satırları bir aşkın dört duvarlı odasından yazıyorum.

Sıradan bir günde, durakta eve gitmek üzere otobüs beklerken bir çift göze takıldı gözlerim. 18 yada 19 yaşlarındaydı. Sarışın ve benim boylarımda. İçimde farklı bir duygu hissettim. Anlamını bilemediğim, kalbimin hızla atmasını sağlayan bir duygu. Önce sıradan bir günde sıradan bir olay olarak karşıladım. Kalbim daha hızlı atmaya başladıkça anladım sıradanlıktan ziyade bir farklılık olduğunu. O durağa her gelişimde otobüs tarifesine bakardım, ne zaman gelecek bu otobüs diye. Bu sefer bakmamıştım. Eve gitmek istemiyordum bu sefer. Yanına gidip konuşmak istedim. Ne konuşacağımı bilmeden. Ama sadece istemekle kalmıştım. Ben konuşsam mı konuşmasam mı diye düşünürken o otobüsüne binip gitti. Ve gözleri boşluğa bakarak… Artık her gün o saati bekler oldum. Ve her zaman ben konuşup konuşmayacağımı düşünürken o otobüse binip gidiyordu.

İçimde ki o akıl almaz duygu git gide dizginleyemediğim sevgiye bırakıyordu sanırım kendini. Artık dayanamıyordum. Yanında kimsenin olmadığı bir zamanı kollayarak konuşmaya gittim.
– Afedersiniz, biraz konuşabilir miyiz?

Daha ne konuşacağımı bilmiyorken ağzımdan çıkıvermişti bu cümle. Ve cevap verdi.
– Anlamadım?
– Bi beş dakika konuşmak istemiştim sadece. Kusura bakmayın.

Arkamı dönüp tam giderken o güzel ses cevap beklemediğim bir cümleye cevap verdi.
– Tabi ki. Buyrun ne konuşacaktık?

Cevap vermişti vermesine fakat beklediğim cevap bu değildi. Gerçi başka ne cevap verebilirdi ki…
– Bir yerlerde oturalım isterseniz. Sizin için de uygunsa.
– Pekala.

Bir banka oturduk. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Konya’nın o soğuk kış akşamında ellerim terliyordu.
– Aslında ne diyeceğimi bilmiyorum. İçimde tarif edilemez bir duygu var. Gözleriniz.. Gözleriniz kalbimin atışını hızlandırıyor.

Hafif bir tebessümle hemen cevap verdi.
– İlk defa mı aşık oluyorsunuz?

Şaşırmıştım. Ben aşkın anlamını tam olarak bilmezken O bana “İlk defa mı aşık oluyorsunuz?” diye soruyordu. Cevap vermek için düşünme zamanım yoktu. Ve şu cevabı verdim.
– O kadar belli oluyor mu?
– Ellerinin terlemesi, ayaklarının yerinde duramaması ve kalbinin sesi. Başka ne olabilir ki?

Sanırım doğruyu söylüyordu. O duygunun adı aşk ise ilk defa aşık olmuştum birine. Ve ilk defa birinin gözlerine bakınca kayboluyordum gözlerinde. Konuşmaya devam etti.
– Bak ben öyle aşklara falan gelemem.
– Anlamadım.
– Eğer beni mutlu edeceksen seninle çıkarım. Mutlulukta parayla..

İkinci kez şaşırmıştım. Melek yüzlü birinden bu sözleri duymak aşkıma zehiri katmaya başlamıştı. Halbuki ben durakta böyle mi düşünmüştüm. Ne diyeceğimi bilmezken o neler diyeceğini çok iyi biliyordu. O’nun deyişine göre ilk defa aşık olmuşken ben, biri de benden ayrılıyordu daha başlamamışken.
– Ama siz bunları demeyecek kadar masum görünüyorsunuz.
– Güldürme beni. Etrafına bak bi. Hangi aşk gerçek, hangisi orjinal?

Gerçektende dediği gibiydi. İki çift az ileride sanki koskoca mahalle kendilerininmiş gibi öpüyorlardı birbirlerini.
– Her aşk sahte olmak zorunda mı?

Anında verdi cevabını.
– Tabi ki her aşk sahte olmak zorunda değil. İçinde yaşarsın aşkını en orjinalliğiyle.

Daha 1 saat öncesine kadar neler düşünüyordum. Masum bir konuşmaydı benimkisi. Bunları duymak için mi konuşmak istemiştim? Farkettim ki aşkın orjinalliğini yanlış kişide aramışım.
– Sen aşkı hiç içinde yaşadın mı? Bence hayır. Sakın yaşamada. Yaşamadan ölürsün çünkü…

Son sözümü söyledim ve kalktım banktan. O ise boş gözlerle bakıyordu artık bana.

Sıradan bir günde, durakta eve gitmek üzere otobüs beklerken bir çift göze takıldı gözlerim. Meğer ne kadar sahteymiş gözleri…

hayali sevgili / İsmail Usluer

Benzer Yazılar
Cevap Bırakın

Yorum ( 8 )
  1. Murat Demir
    15 Aralık 2010 - 05:56
    Cevapla
    • Usluer Yazar
      15 Aralık 2010 - 07:33
      Cevapla
      • Murat Demir
        15 Aralık 2010 - 19:30
        Cevapla
        • Usluer Yazar
          15 Aralık 2010 - 19:38
  2. freedom
    17 Aralık 2010 - 19:11
    Cevapla
    • Usluer Yazar
      17 Aralık 2010 - 19:53
      Cevapla
      • freedom
        25 Aralık 2010 - 21:26
        Cevapla
  3. emine alkan
    18 Şubat 2012 - 09:34
    Cevapla