Benim Şehrimde Senin Tabiatın

Senin gözlerin daima Nisan’da bir İstanbul caddesidir
Kapalı gişe bakarsın, vizyona henüz girdiğinde
Bunu tüm gökyüzü tekrar tekrar söyler
Bunu tüm ana arterler usanmadan dinler

Hüznünün keskin uç noktaları
Sınır boyları, hudutları var senin

Tek kişilik masalarla dekore edilmiş
Oturduğunda ancak kendini görebileceğin aynalarla
Çepeçevre duvarları olan
Bi bistro gibi yalnızlığın
Kapında bir tente mesafesi kadar gölgen
İçinde cam bir faunusa hapsedilmiş
Titrek aydınlıklarınla

An an kaçıyorsun kendinden
Yürürken İstiklal’de vitrin camlarından
Arkanda ki büyük kalabalığı
Yarım bir bakışla keser gibi

Aslında müthiş bir paranoyan var senin
Mevsimini tutturamamış bir kış güneşine eşdeğer
Bozuk atıyorsun
Yer yer ılımansın
Yazın ortasında, sıcak bir öğle anında
Yağıyorsun
Gözlerin gökyüzüne açılmış
Koca birer artezyen

Bi var oluşun, birde olmayışın var senin
Doğuşunda birey olan tanenin
Kanalizasyonda bütüne karışması gibi
Bi gökte süzülüşün, birde yerde sürünüşün var senin
Seni herkesten ayıran bütün farkların birleşimi gibi tek
Seni aynılaştıran tüm benzerliklerin odak noktası gibi hep

Senin saçların daima Eylül’de bir kış ormanıdır
Mütemadiyen dağınıktır, henüz dökülürken omuzlarına
Tabiatının yeşil elleri
Bunu tüm iklimler tekrar tekrar gösterir
Bunu tüm ekoloji usanmadan izler…

Kazım Baran Yılmaz

Benzer Yazılar
Cevap Bırakın