Kahraman Tazeoğlu – Flashback

Önümüze sunulan yön seçenekleri
Ve acının geniş yelpazesi
Belki ihtilallerle yıpranmış bir ömrün
Ölüm kalım meselesi!
Hani o görüntüyü kaçırsan filmi anlamayacağın
Son anda yetişilmiş bir flashback gibi
Birbirimizin kader sahnelerine dâhil olamadık hiç
Adsızlığı tercih eden rüzgârlar eşliğinde
Pat diye yollara düşmek gibi
Direnişe (gülmekten) katılmak gibi
Yıkmak gibi barikatlarını imkânsızlığın
Bir çınarı kökünden sökmek gibi
Hâlâ bedava iken iştahla teneffüs ettiğin hava
İzinsiz ciğerlerinin meydanlarına topladığın su
Çiçeklerine açılan ilk yasal ateş
Ya da şefkatle kucakladığın toprak gibi
Dünyayı var ettiğine inanılan her madde
Hayatın özüne hakaret şimdi
Ne olur yine kafamı ütüle Anne!
Fikrimin derin kırışıklıkları kaybolsun
O zamanlar memleket gibi kadındın tabiri caizse
Seni tanıyanların dimağını eşelerdi ’emek’ kelimesi
Güneşin terlemiş alnını silerdin ya pamuk ellerinle
Çukurova’nın tüm kederleri tebessüm ederdi
Kan kussan da kızılcık şerbetidir derdin
Masalsı gülüşünle ısıtırken düşlerimi
Eşarbına sinen saçlarının mülteci kokusu
Süngüsüydü sanki kimsesizliğimin
Artık kimse dizginleyemez bu şehri
Nadasa bıraktığın sokaklarda hiçbir umut yeşermez
Taşıyamaz kayıp adresler ayak izlerini
Hatta bakışları susunca sana komşu pencerelerin
Gökyüzü yüzsüzlüğü iyice ele alır da
Keser bulutların narin bileklerini
Yağmurlar kaldırımlara yığılır kan revan içinde
Kuraklığın baş gösterdiği kenar mahalle aşklarında
Çatlar külhan yürekler
Bana kalırsa sen ninnilerini de götür Anne
Çünkü bu kısa pantolonlu şehirden artık adam olmaz!

(Koca koca Tanrıların taziye dileklerinin ardından…)

Geceleri orantısız güç kullanılsın çocukluğuma
Hiç akla gelmemiş işkencelere maruz kalsın bedenim
Ruhumu kırsınlar mesela
Koparsınlar tırnaklarımı yerlerinden
Meme uçlarım çekilsin kerpetenle
Hadi teninde istihareye yatır beni Anne
Yarınım yaramı saranım yok!
Kendi koynuma giriyorum
Yalnızlığımın, yanılmışlığımın, büyük yalanımın koynuna
Olmayışının yanına uzanıyorum bak
Çırçıplak bir ecel geçiyor gözlerimin önünden
İlelebet sürsün istiyorum avucunun gezintisi
Yüklendiğim günahlarla kamburlaşan sırtımda
Kulak ver bana, boy ver, can ver…
Geri iadesini de isteme senden aldıklarımın
Aslında cennet aromalı kokun burnumu sızlatsa yeter
Hatırla etim etinden ayrılmamıştı hani biyopsi sırasında
Dedim ya işte, sen nereye ben oraya!

Kefeninde cep
Tabutunda eksik tahta
Mezarında krizantem olsa idi varlığım
Ah Anne gülebilseydin tekrar
Nisanın şaka kaldırmayan akşamlarında
Etkisini yitirirdi damarlarımdaki baldıran
Adımlarım silinse de bulvarlardan
Adım silinmezdi asla mezar taşından!

Şiir: Özgür Gümüşsoy
Yorum: Kahraman Tazeoğlu

Benzer Yazılar
Cevap Bırakın