Kahraman Tazeoğlu – Semender’e (Olric)

Kuruyup sararmış bir yaprak gibi parçalandı gözümde gece,
Oradaydım; konuşmadım
Ki -Konuşsam ihtilal olurdu ihanetime.
…Ben ölüme aşkı anlatıyorum olric, kan ve kül yan ve öl.
Sus olmuş beklerken duvarlara çarpa çarpa söndürebildiğim gözlerimdeki ışığın semenderi kim?
Kim intihar eder bu gece,
Ben yine yüzme bilmediğimi nereye kadar yüzdükten sonra hatırlar ve boğulurum.
Hangi aşk iki çocuk taşır koynunda.
Hangi gardırop saklar gidişlerimi hangi bavul toplar.
Kan ve kül olric
Ya ölelim bu akşam ya da içelim kalk hadi gel
Kasıklarımı yıkıp geçen sel ol ya da çok artçılı bir deprem gözlerimde.

Yüzün ki; sonbahara yatkın
Yüzün ki; gözlerimde boğulmaktan korkuyor besbelli, mesela yüzün tenimin teninden şarampole yuvarlanmasının aynası.
Yüzün pusula, hep yanlış yönleri gösteren.
Yüzün; aynı anda iki kişiye satılmış aynı numara uçak bileti hep yere çakılan.
Yüzün içimi içine alabilir mi olric? Yüzün aynı ilmikte sallanmayı göze alabilir mi?
Gerçek aşk’sa, seni gerçek olandan yadsır ve vicdan azabından soyutlar olric,
Bilmiyorsun ki yağmur her seferinde bulutu terk ediyor,
Yağmur iki bulutu birbirine kavuşturup çıkıyor aradan her seferinde.
Sen bak sen bil sen sev diye diye çiziliyor zeytin rengi akşamlar da zemheri ama devingen ela bir aşk portresi.

Aşk bir savaştı aramızda olric
Ve hep teslim alınmış sinirli bir aşk haliydi yaşadığımız,
Hani bir susup bir konuşan bir gelip bir giden iki deli dalgaydık ayrı kıyılara vurup akrep ve semender kokan.
Oysa ben Kendimi suç’a
kendimi kir’e bular gibi seviyordum seni
Temize çekmeye çalıştıkça hesap hesap terk eden sefil dokunuşlarla sen oluyordum.
Her acıda geri dönüyordum aşk’a
Tenini tenime bir cinayet filmi afişi gibi asıyordum.
Okyanusun içinde yüzerken okyanusun tadının çıkarılmayacağını biliyordum
Ve bu yüzden hep bir tepeden izliyordum seni olric.
Oysa tutkuyla bileylenip darağacı kesilmiş bir cinayetti seninle sevişmemiz, Denizde boğulmuş bir balık.
Tenim teninde saten boylu boyunca.
Sen ateşle yürürsün semender,
Ben ateş içinde kalırsam öldürürüm kendimi diye diye
Can kırığı gövdelerimizden arta kalan çıt-kırıldım yitirmişliklerle gömüyorum yüzünü
Çünkü aşk; hiç yetinmeyen bir sorgulamadır ve kalbine doğrultulmuş bir silahı göre göre gülümseyebilmektir olric.

Ben acının medceziriyim sahibine hiç ulaşamayacak mektuplar yazan
Ve kendisini ayna da seyreden bir aynayım en fazla, yansıttığı surete bakamayan.
Ben onca yolculuğu onca gitmeyi ve bulmayı
Ve egeyi ve denizde durup durulmayı sevdim.
Sen öylece bakardın gözlerime suskun.
Ben suskunluğun en biçimsiz hali,
Ben suskunluğun en gereksiz gevezesi, o ne lal!
Tüm harflerin bir araya geldiği görkem ben.
Ben kilide denk gelen ama açamayan an’ım işte.
Bu kadar fırtınayı nasıl taşıdım ben olric derken tam da O an da
Aşk küfür gibi devrildi yüreğimize,
Yüreğim kırık camlar ve sanki hiç kırılmayacak dolu bir kadeh gibi,
Asi sevişmelerden öngörülmüş elde kalan somutluk gibi,
Yani; karanlığın aydınlattığı gerçeğimize uyanmaktı aşk olric
Duyuyor musun? Semender oluyor musun akrep için.

Seni sürekli düşünüyorum semender.
Yürürken, dururken, yola çıkarken, varken, yokken, uyanıp yataktan kalkarken.
İkide bir düşünüyor olmalıyım ki sakladığım o tozlu raflardan kalkıp geldin en kuytularıma.
Beni yeniden tanıdın ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi.
Ellerimi öptün koklayarak, dudaklarımı ısırdın.
En sevdiğim yerinden, Sana dokunduğum o en içten yerinden yazıldın sen.
Avuçlarında yakamozlarla uçtun mavi bir martı gibi.
Ben aslında hep seni anlattım semender,
Hep bu büyüyü anlattım büyüdükçe.
Sen ki o olur olmaz sevişmelerimizdeki hep kısa çöpü çeken,
Sen ki gözlerimde flu yel değirmenleri
Sen ki bu şehirde bu şehri yitirmişliğim
Sen ki anlamamak için direnen, biliyor musun aşk yetmez ki aşk’ı aşk’a alıştırmaya.

Üzüm şarap nedir bilir mi olric?

Sen Bu şehri, yanında aşk olmayan bir ayakla daha kaç kez dolaşabilirsin,
Kaç kez mış gibi bakabilirsin göçük altından çıkmaya çalışan suretine.
Aşk; yalnız çıktığın her yolda kendine geri getirdiğin bir haber gibi
Dokunsan iki parmağının arasından kayıp düşecek kısa bir an kendine doğru.
Çekilmiş ama bulanıklaşmış bir fotoğraf gibi görünümsüz.
Hep alıp başını gitmek isteyip hep kalman gibi mesela
Yüzünde hep bir hüzün barındırman gibi yüzünden habersiz.

Kâğıt evler, evler içinde haps olmuş put kesilmiş heykeller ve ben yağmur yağdığında ağlardım.
Renk değiştirirdim her damlasında.
Seni dileyen bu kentte bozgun yiyip bütün iyi şarapları içerdim.
İyiliklerine rağmen kalbim küfre sapardı. Kendimsiz kalırdım.
Yüzüme hüzün çökerdi.
O vakit; denizimde batan ve yanan cam kırığı kalbimi unutturmazdı ki hiçbir aşk ve hiçbir ayrılık.
Beni sana çıkarmazdı ki bir yolun çizdiği iyi rüyalar.
Kimse ama hiç kimse fark etmezdi ki hep gitmeye hazır bavulumu.
Bavul gün gelir taşardı.
Cayardı.
Gözlerim hep aynı yere bakardı. Yüzüme hüzün çökerdi o vakit ağlardım.
Söylesene olric
Bir aşkın sende bıraktığı acının özgül ağırlığı kaçtı?
Kaçtı senin olmayan ama senin sandığın hüznün toplamı.
Kaç son durak
Kaç ayak sesi sana doğru
Kaç ölü kuş ve kaçtı bir yaprağın yeşilden sarıya özgül uzunluğu?
Söylesene olric; suyun üzerine çizebilir misin beni rengârenk.

İçimde, bir kaya uğultusunun rüzgârı sarı bir yaprak düşürdü dün gece yüreğime
Önce elim yandı.
Önce bir yangın.
Tenime dokundukça dillenen çocuksu gülüşüne benzer bir sarı ki yaşadıkça şaşkın yaşadıkça kımıldamadan bakan gözler bıraktım sana.
Sana kalan; savaş sonrası gözünün önünde öldürülmüş annesinin kanıyla donup kalmış bir çocuk gözüdür en fazla.

Şimdi, Aramızda yok yere bir nefret ikindisi,
Aramızda yok yere bir hırçınlık birbirini bulamayan,
Aramızda yok yere bir deniz daha.
Dahası; sanki hiçbir şey olmamış gibi özen ve dikkatle sürdürüyorum her şeyi ağır ağır.
Mesela; ağır ağır yürüyorum yolları
Doya doya içiyorum suyu, sana kana kana!
Ağır ağır kapatıyorum penceremi,
Doya doya izliyorum sokak lambasının kaldırımlara vuran yansımasındaki yıldızları.
Ağır ağır kokluyorum yağmur öncesini.
Ağır ağır yağmur sonrası beliren kırgınlık oluyorum sana!

Bazen en büyük aşklar da diğer bütün anlar gibi hiçliğe dönüşür, zaman akışından kopar olric
Gün gelir herhangi bir rastlantının sonucunda iyi gömülmemiş bir ceset gibi canlanıverir yeniden.
Tekrar alev almak için küçük bir rüzgâr bekleyen kor gibi nadasa yatar aşk.
Bazen olağanüstü bir gelecek vaadi gibi, yerine asla getirilemeyecek ama yankısı “onları” hala tutsak eden bir vaat gibi verilir ve kalırsın.
Gözyaşlarında yüzmeyi bilmezsin bazen ama bıçağın sapını da keskin kılanın gözlerinde ki aşk olduğunu bilirsin.
Bazen yüz yüze gelecek birbirini tam anlamıyla tanıyacak zamanın olmasa da seversin olric.
Her aşkta semenderini ararsın.

Şiir: Ebru Coşkun
Yorum: Kahraman Tazeoğlu

Benzer Yazılar
Cevap Bırakın