Sihirli Kutu

Hepimiz olmasakta birçoğumuz televizyonun topluma verdiği zararın farkındayızdır. En basitinden televizyon başında saatlerce oturmamız bizim için çok büyük bir zaman kaybıdır. Bu verdiğim en basit örneğin yanında birde diğer örnekler var tabi. Ama onlara geçmeden önce televizyonun tarihçesi hakkında bir paragraf paylaşmak istiyorum.

Televizyon 1923 yılında, John Logie Baird tarafından İngiltere’nin Hastings kasabasında icat edilmiştir. İlk televizyon görüntüsü ise yine Baird tarafından 1926 yılında yayınlanmıştır. Başlangıçta noktalar halinde ve titrek olan görüntülerin kalitesi Baird tarafından geliştirilmiştir. Baird’in televizyon sisteminde mekanik olarak döndürülen diskler kullanmasına karşın aynı dönemde Marconi – Emi sistemi gibi elektronik olarak işleyen rakip sistemler de üretildi.

1930’ların başında televizyon elektronik eşya olarak satılmaya ve geniş kitlelere hitap etmeye başladı. Örneğin 1936 Berlin Yaz Olimpiyatları Almanya’da evlerdeki televizyonlardan izlendi.

1940’larda renkli televizyon çalışmaları hız kazandı. 1950’lerde ABD’de ilk renkli televizyon satışa çıktı, ancak renkli televizyon ABD’de 1960’larda geniş kitlelerce kullanılmaya başlandı.

Demekki toplumun bozulmasına neden olan ilk isim John Logie Baird imiş. Şimdi de toplum televizyon izleyerek nasıl bozuluyor, televizyonun bizlere ne gibi zararları oluyor, bu gibi konular üstünde durmak istiyorum.

Yazının başında da dediğim gibi televizyonun bizlere kaybettirdiği ilk şey zamandır. Televizyon izlemek yerine kitap okusaydık çok farklı konumda olabilirdik, gerçekten inanıyorum ben buna. Ama bizim insanımız nasıl hipnotize olmuşsa artık bu meretin başından kalkamıyor. Sihirli kutu, dolaylı olarak televizyona söylenilen sözcük öbeği. Zaten burada bir yanlışlık var. Sihir?

Televizyonlarda gösterilen diziler ve magazin programlarının hemen hemen hepsi ahlak anlayışımıza aykırı. Özellikle bazı diziler bırakın ahlak anlayışını kişide farklı bir ütopya yaratmakta. Mesela sabah uykudan kalkar kalkmaz televizyonun açık olduğunu görüyorum. Karşısında 4 yaşındaki kardeşim, izlediği dizi Selena. Dizide gerçek hayatla ilgisi olmayan davranışlar, inanç kavramını farklı bir boyuta taşıyan senaryo. 4 yaşındaki çocuk şimdiden böyle dizileri izlemeye başlarsa ilerde ne düşünür diye kendime sormadan edemiyorum.

Ahlak anlayışımız nasıl bozuluyor peki? Bunun cevabını bulmak için fazla uzaklara gitmenize gerek yok bence. Mutlaka her evde ya Adını Feriha Koydum ya Aşk-ı Memnu ya Yaprak Dökümü izleyen kesinlikle olmuştur. Bu diziler zaten sözde aşk üzerine kurulu olup yatakta aşkı anlatan dizilerdir. Ergenlik çağındaki bir erkek veya kız bu dizileri izleyip düşünceleri değişemez mi? Sokak ortasında daha 16-17 yaşındaki gençlerin birbirlerine yaptıkları hareketleri düşünün. Kimlere özeniyor bu gençler, sormak lazım. Eline tesbih alıp çete kuranlar, kimlere özeniyor? Tek tek sormamız lazım bunlar kendimize. Romantizm, delikanlılık, sevgi diye diye uyutuyorlar bizi. Tamamen salak yerine koyuyorlar. Yaz bi içerisinde aşk olan senaryo, üzerine romantizm serpiştir, birazda öpüşme sahnesi ekle, bir can alıcı bir bölüm… Ver halka bunu, halk nasıl olsa yer. Zihniyet aynen bu.

Allah sonumuzu hayır etsin.

Bu arada futbol maçları dışında aylardır televizyon izlemiyorum. Şunu anladım ki televizyon izlemeyince bir şey kaybetmiş olmuyorsunuz. Gündemden haberdar mı olmak istiyorsunuz, gazete okuyun. Emin olun dinlemekten daha iyidir.

Benzer Yazılar
Cevap Bırakın

Yorum ( 3 )
  1. Daktilograf
    14 Ağustos 2012 - 13:05
    Cevapla
  2. Emre PİRİNÇCİ
    15 Ağustos 2012 - 16:38
    Cevapla
  3. Selçuk
    18 Ağustos 2012 - 00:02
    Cevapla