Ve mutlu son; “Aşk” ölür..!

Ayrılıklar, terk edilmişlikler, yalnızlıklar.

Bu üç kelime bir aşkı ifade edebilir mi? Veya şöyle söyleyeyim. Aşk nedir? Aşk; O aklına geldiğinde kalbinin hızla atması. Aşk; O’nu görünce elinin ayağının birbirine tutuşması. Aşk; O’nun uğruna ölmek değil, O’nun uğruna yaşamak. Ve Aşk; karşılıksız sevmek. Birden çok anlamı vardır aşkın herkeste. Hiç sevmediğim bir dizide hoşuma giden tek ve bir kısım var. Dizideki öğretmenin sözleri aynen şöyle: “Aşk’sız edebiyat, iskeletsiz insana benzer.” Aynen de öyledir. Sorarım Aşk olmasaydı Kahraman Tazeoğlu, Elif Şafak, Ahmet Ümit, Neslihan Acu ne yazacaklardı. Ve en önemlisi Aşık Veysel olur muydu?

Onlarca şey Aşk’ın var olduğunu kanıtlamaktadır şu hayatta. Her insanda vardır aslında Aşk. Yaradan aşkı mesela.

Bir insanın yaşayabileceği en güzel duygudur Aşk. Kim istemez ki karşılıksız sevilmeyi. Kim istemez en güzel duyguyu, Aşk’ı yaşamayı.Geçen bir arkadaşımla konuşurken şu konuşmalar geçti aramızda. Ben şunları söylemiştim. “Her Aşk’ta acı vardır. Ve günün birinde ayrılacağını bile bile neden sever insan?” Verdiği cevap mükemmeldi. “Acıyı, ayrılığı düşünmeyecek kadar çok seviyorum.”

Öyle çok seversin ki, daha karşılıklı oturup konuşmadığın birine Aşık olursun. Tüm hücrelerinle, “sen” ve “ben” kelimelerini yok edip “biz” yaparak seversin.

Ama işte her zaman Aşk sanıldığı kadar yolunda gitmiyor. İpin ucunu kaçırdınız mı siz Aşk’ı yaşamıyorsunuz, Aşk sizi yaşıyor. Ve bazen de Aşk’tan yoksun insanlar Aşk’ı yobazlaştırıyor. Sevmesini bilmiyorsan Aşk’a kalkışmayacaksın arkadaş. Ne haddine senin Aşk’ı yaşamak.

Herşey çok güzel gider ilk zamanlar. Hani derler ya cicim ayları. Aynen öyle işte. Aşkımlar, canımlar, birtanemler eksik olmaz mesajlarda. Kimi zaman odanıza çıkıp gelen annenizden azar işitirsiniz. “Hâlâ mı elinde telefon?” diye. Hâlbuki nerden bilsin bir parçasının telefonun öbür ucunda olduğunu. Kafelere, çay bahçelerine gidersiniz beraber. Hediyeler alırsınız birbirinize.

Ama işte bir kez soğukluk girdi mi araya “Aşkım” demekten sıkılır insan. İşte “Aşkım” demekten sıkılan insanlardır Aşk’ı yobazlaştıranlar. Nerde birtanemler, nerde canımlar…
Hani sonuna dek sevecektin ne oldu? En nefret ettiğim cümledir bu. “Seni ömrümün sonuna dek seveceğim.” Bu cümleyi duyduğum zaman tam tersini anlıyorum artık. Ömrünün sonuna dek sevmek değil de, canını daha fazla nasıl acıtırım diye düşündüğü geliyor aklıma. Ömrünün sonuna dek seveceksen eğer sözle belli etmeyeceksin, hissettireceksin bunu.

Bir aşkta karşılıklı verilen değerleri öyle bir ayarlamalısınız ki, karşınızdakini götü kalkmasın. Tam kıvamında olmalı. En büyük etkendir ayrılıkta bu değer verme meselesi. Ne çok değer verip götünü kaldıracaksın ne az değer verip kendinden kaçıracaksın. Ben çok değer verdim zamanında. Götü kalktı. Kendini bir bok zennetti. Hâlbuki ikimizde birbirimize aşıktık. İkimizde birbirimizi severek atmıştık adımımızı Aşk’a.

Bir süre sonra Allah’a dua etmeye başlarsınız. Kaçınılmazdır bu. “Allahım taparcasına sevdim onu. Lütfen beni bağışla!”

Aşık olmadan önce ne yaşayacağını bilemez insan. Ama şunu kesinlikle bilir. Karşıdaki de insandır ve sıradan bir insanın yapabileceği herşeyi yapabilir. Terk etmek gibi mesela. Hiç umrunda olmaz terk ederken geride bıraktığı. Geride kalanın hâlâ bir parçasını taşımaktadır oysa ki. Ama bunun farkına varamayacak kadar aptal! Geride kalanın ise yapabildiği tek birşey vardır. “Gitme” diyebilmek. Giden kişi çoktan kaybolmuştur bir boşlukta.

Terk edilişler yalnızlığı getirir beraberinde. Terk edilen kişi yalnız olmadığını düşünür çoğu zaman. Neden mi? Akşamları kendini sarhoş edecek kadar içkisi hazırda beklemektedir çünkü. Yalnızlık insanı zil zurna sarhoş yapar. Kimi içtiği onlarca şişe içkiden, kimi ise yaşadığı Aşk’ın kalıntılarından sarhoş olur. Avazları çıktığı kadar susup nara atarlar. İşte bu sarhoş olan kişilerdir Aşk’tan nefret edenler. Aşk sadece acı verir derler. Aşk’ı yaşamayı bilmeyenlerle Aşk yaşamışlardır çünkü.

İşte Aşk bu kadar nankör ve acı vericidir.

Ve mutlu son; “Aşk” ölür..!

hayali sevgili / İsmail Usluer

Benzer Yazılar
Cevap Bırakın

Yorum ( 3 )
  1. freedom
    25 Aralık 2010 - 20:55
    Cevapla
  2. freedom
    25 Aralık 2010 - 21:21
    Cevapla
    • Usluer Yazar
      25 Aralık 2010 - 22:46
      Cevapla